more_lovin___a_cup_by_4naturalbeautyBurnunun ucuna düşürdüğü gözlüğünün üzerinden ciddi bir bakış fırlattı:

- Bak ! Sıkıntıların nasıl da dökülüyor? Çok sıkılmışsın ama atıyorsun yavaş yavaş. Hımmm… Bur’da bir kadın görüyorum. Çiyan gibi bir şey. Kim kız bu?
- Ay ne bileyim ablacım? Bir tarif etsen…
- İnce…Çöp gibi bir kadın. Aman gerçi buna da kadın denmez ya. Kadın dediğin şöyle benim gibi etli butlu olacak. Hahahahahah!

Gülerken, kucağının üstüne oturmuş göbeği de neşeyle titriyordu. Bu gülme faslı uzadıkça Zeynep giderek sabırsızlanıyordu:

- Hadi ama Aysel Abla! Kaç yaşlarında bu kadın? Genç mi? Güzel mi?

Kadın ise kızın bu endişeli bekleyişinin keyfini çıkartıyordu adeta. Hemen yanındaki sehpanın üzerindeki soğumaya yüz tutmuş çayını bir dikişte bitirip, çay kaşığını bardağının üzerine koydu. Gözlüğünü düzeltti. Fincandaki şekillere tekrar dikkatle bakmaya başladı:

- Valla sarışın mı desem, kumral mı?
- Ohhh iyi esmer değil yani!
- Bak esmer de olabilir aslında… Dur bakayım… Aaa esmer esmer!
- Esmer miiiii?
- N’ooldu? Kim var kız esmer?
- Kadir’in eski nişanlısı esmerdi. O mu acaba?

Zeynep’in sesi de yüzü gibi gölgelenmişti birden bire. Kadir’le dört aydır nişanlıydılar. En yakın arkadaşının doğum günü kutlamasında tanışmıştı onunla. Arkadaşının, askerden yeni gelen bir kuzeni olduğunu duymuştu ama bu kadar sempatik olduğunu bilmiyordu Zeynep. Sonrası yıldırım hızıyla gelişmişti. Şimdi de, Kadir’in yeni kurduğu işin biraz oturmasını bekliyorlardı evlenmek için.

- Aaa asma ama suratını. Bak zaten nasıl da yüreğin kabarmış? Belki de o değildir.
- İnşşşşallahhh!
- Aaaa sana bir hediye alıyor bu seninki! Üç vakte kadar elinde olacak.
- Hani? Bakayım…

Aysel, ojesinin uçları dökülmüş tombul parmağını fincanın içine sokarak bir lekeyi gösterdi:

- Bakkk! Gördün mü?
-
Genç kız, gözlerini biraz kısarak dikkatle kadının gösterdiği lekeyi bir şeye benzetmeye çalışıyordu. Dudakları ümitsizce büküldü:

- Göremedim… Ne hediyesiymiş o?
- Yüzük kız yüzükkk!
- Ayyy sevgililer günü yaklaşıyor ya; herhalde onun için alacak. Pırlanta mı?
- Tabii pırlanta. Şu taşına baksana! Kocaman valla! İşleri düzeliyor galiba…
- İnşşallahhh! O kadar borcu nasıl ödeyecekse babası destek olmadan…
- Niye kız? Küstüler mi yoksa?
- Kayınbabam çok kızdı geçen gün. Dedi ki; “Madem benim sözümden gitmiyorsun bak başının çaresine” dedi.
- Aaaa evet evet. Bak bur’da da görünüyor vallahi. Bak, bu seninki… Bu sırtı dönük de kayınbaban. Gördün mü?

Zeynep, başını sağa sola çevirerek bu küslük olayının izlerini aramaya başladı kahvenin telvesinde.

- Ahh ablacım. Bir de görsem şu söylediklerini!
- Görürsün görürsün de… Dikkatli bakmıyorsun. Neyse… Hadi bir bardak su getir… Boğazım kurudu kız falına bakmaktan.
- Hemen!

Zeynep koşarak mutfağa doğru yöneldi. Bu durumu fırsat bilen Aysel, gözleriyle bütün salonu taradı. Büfedeki kristal vazoyu daha önce görmediğini fark etti. Bir de sehpanın üzerindeki gazetede, tükenmez kalemle etrafı çizilmiş iş ilanlarını… Telaşla odaya giren Zeynep’i görünce, uçları soyulmuş ojelerini inceleyerek kendi kendine mırıldandı:

- Eve gidince şu ojelerimi de tazeleyeyim bari. Ya da amannn boş ver. Yarın ağdaya gidicem nasıl olsa. Or’da hallediverirler. Su getirenlerin çok olsun güzelim.

Zeynep, yüzünde tedirgin bir ifadeyle kanepenin diğer ucuna ilişti:

- Eeee abla? Başka neler görüyorsun?
- Hımmmmm… Bakalım tabağında neler var? Hanenize birisi elinde bir paketle geliyor. Hediye gibi…
- Hediye mi? Nasıl bir şey?
- Ne bileyim? Böyle cam gibi… Şeffaf sanki… Dur bakayım… Evet evet şeffaf!
- Hiiiiii! Yine bildin valla Aysel Abla! Geçen hafta Kayseri’den teyzemgil geldi. Kristal bir vazo getirmişler!
- Eee güzelim… Boşuna mı “ Radar Aysel “ diye namım yürüdü? Ben her şeyi bilirim; görürüm. Benden bir şey kaçmaz!
- Valla öyle ablacım. Başka ne var?
- Aaaa ! Sen iş falan mı arıyorsun kız?
- Yok be abla… Ner’deee? Kadir beni hayatta çalıştırmaz. Abim arıyor. Kaç aydır işsiz yazık.
- Zaten sen olamazsın. Bu iri birisi. Bak… Tıpkı Osman! Horozu gördün mü? Horoz müjdeli haberdir. Hem de ne horoz; Denizli mübarek!
- Bunu da bildin!
- Aaaa bir de nazar var sende. Göz çıktı bak. Zaten falın başından beri esnemekten çenem ayrıldı. Bir kurşun döktür sen. Dur şu kem gözün, gözünü çıkartayım.
Tabakta bir noktaya parmağıyla bastırdı ve telve bulaşmış parmağını ağzında temizledi:
- Hadi şimdi bir dilek tut bakalım.
- Tuttum.

Aysel, tabağı ters çevirerek telvenin, tabağın ortasındaki halkaya ulaşmasını izledi ciddi gözlerle.

- Dileğin olacak ama daha vadesi var.
- Olsun… Beklerim.
- Hadi hemen suya tut şu fincanı! Ben de kalkayım artık. Öğleden sonra eve de gelecekler var.
- Ay ablacım çok sağol.! Bu kadar yoğunluğun içinde bana da zaman ayırdın ya!
- Aaaaa o nasıl laf kız öyle? Duymayayım bir daha; kızarım bak!
- Tamam ablacım. Benim borcum ne kadar?
- Valla normalde 100 dolara bakıyorum biliyorsun. Sen yabancı değilsin. 80 ver; yeter!
- Sağol ablacım. Birkaç arkadaşım da sana gelmek istiyorlar.
- Ayarlarız; merak etme. Arasınlar randevu alsınlar. Haaa bir ara da kurşun dökelim sana. Nazar var; biliyorsun…
- Tamam ablacım… Sana kolay gelsin.

Kapıyı kapatır kapatmaz, sehpanın üzerindeki fincanı alarak uçarcasına mutfağa gitti Zeynep… Akan suyun basıncıyla, Kadir’in eski nişanlısının da fincandaki diğer şekillerle birlikte kaybolmaya başladığını görünce gülümsedi: “Sevgililer Günü’ne de bir şey kalmadı.! Bakalım nasıl bir yüzük aldı bana? İnşallah pırlantadır!”

Fotoğraf: www.deviantart.com