father_and_sonHerkesin babası ölür! Kimisi erken… Kimisi geç… Geç mi? Ne diyorum ki ben? Kim babasının geç öldüğünü düşünebilir ki? Bunu düşünebilmek için herhalde ondan nefret etmek gerekir. Bir insan babasından nefret edebilir mi peki? Neden olmasın? Çok sev ya da nefret et; ama babalar mutlaka ölür…

Bazen “erken” olarak tanımladığımızın, aslında neye ya da kime göre erken olduğunu düşünmeyiz bile… Önemli olan onu bir daha göremeyecek olmamız gerçeğidir. Ama mantıklı düşünebilsek bunun kıyaslamasına gidebiliriz belki de kendi içimizde. Babamı kaybettiğimizde daha 46 yaşındaydı; ben de lise ikinci sınıftaydım. Bizim için çok erkendi; değil mi? O zaman, bugün babasının cenaze töreninde olduğunun bile farkında olmayan küçücük yavruya ne demek gerekir? O , büyüdüğü zaman neler düşünecek ya da anılarında babasına dair en ufak bir ipucu olabilecek mi? Fotoğraflardan ona gülümseyen bir yabancı adam dışında ne ifade edecek onun için “baba” kavramı?

Bayramın ilk günü Şule babasını kaybetti. Sevdiği bir çok insanı son üç senede kaybettiği için biz bile isyan ediyorduk artık başına gelenlere… Mayıs 2007 de eşini kaybettiğinde, ona taziyeye gelen bir başka arkadaşım yaklaşık 90 yaşında ölen babasına ne kadar üzüldüğünü anlatmıştı ben de yanlarındayken. Öfkelenmiştim aslında için için. Çünkü 42 yaşında ölen bir adamın acısıyla bir olamayacağını ve bu üzüntünün uygunsuz olduğunu düşünmüştüm. Ama sanırım yanılmışım. Çünkü artık biliyorum ki , herkes kendi acısının en büyük olduğu yanılgısına düşüyor. Bu da sanırım çok insanca ve doğal…

İhsan Amca’nın beklenmedik kaybı nedeniyle, Şule ile ellerimiz birleşmiş oturuken bana söylediği bir şey vardı… “Babanın ölmesi başka hiç bir şeye benzemiyormuş. Ne zaman başım sıkışsa , babam kocaman sağlam bir duvar gibi arkamda dururdu. Şimdi o duvar yıkıldı… Güven duygumu kaybettim!” Ne demek istediğini çok iyi anlıyordum; çünkü onun kırklı yaşlarda yaşadığı duyguları ben onbeşimde hissetmiştim. Ama artık anlıyorum ki bunun da bir yaşı yokmuş. Onbeş ya da kırk… Baba , her zaman babaymış… İnsanın hayatında “güven” hissedebileceği birilerine mutlaka gereksinimi varmış…

Benim henüz bir genç kızken hissettiklerim ve isyanım, aslında babasıyla sağlıklı ilişkiler kuran farklı yaşlardaki herkes için geçerliymiş. Burada en önemli olan, babanla mümkün olan en çok zamanı keyifle geçirebilmekmiş. Ve aslına bakarsanız ben gene de şanslıymışım. Şule benden daha daha çok şanslıymış… Sevdiklerimizle ne kadar çok zaman geçirebilirsek, o kadar şanslıyız. Şansları hala sürenlerin bu avantajı sonuna kadar kullanmalarını tüm kalbimle diliyorum…

Not 1: Sensiz bir yıl daha geçti babacığım. Sanırım ben ölene kadar seni özlemekten vazgeçmeyeceğim…

Not 2: İhsan Amca… Sen kızını hiç merak etme! O bize emanet…

Fotoğraf: www.deviantart.com