death_by_mr_twingoHava çok soğuktu… Her yer gri buzdan yapılmış zırhların içine gömülmüştü adeta. Keyifli bir akşam geçiriyordum. Saat 23:3o sularında telefon açan sağlık memuru Mehmet’in sesi endişeliydi. Fenalaşan bir hasta için acilen aşağı inmemi istedi. Üzerimdeki pijamanın üzerine geçirdiğim mantomla gecenin ayazına fırladım. Kaldığım evin kapısının önünde tanımadığım bir otomobil beni bekliyordu. İçeride Mehmet’ten başka, genç bir kadın ve orta yaşlarda bir adam vardı. Hemen hastanın geçmişi, şu andaki şikayetleri ve kullandığı ilaçlarla ilgili bilgi almaya başladım. Daha önce iki kere kalp krizi geçirmiş aynı zamanda şeker hastası kırk yedi yaşında bir kadındı.

Sağlık Ocağı’na gitmediğimizi farkedince şaşırdım. Hastanın beni orada beklediğini zannediyordum. Onu evden çıkartamadıklarını ve acilen bizi almak için geldiklerini öğrendiğimde benim de endişelerim artmıştı. Çünkü büyük olasılıkla yine bir kalp krizi geçiriyordu ve ev ortamında yanımda hiç bir ilaç ya da alet yardımı olmaksızın bir şeyler başarabilmem çok zordu. Ben bunları düşünürken iki katlı bir evin önünde durduk. Üst kattan çığlıklar yükseliyordu. Merdivenleri bir solukta çıktım.

Odaya girdiğimde ilk hissettiğim sobadan yükselen sıcak havanın yüzüme çarpması oldu. Ayakta ağlaşan kadınların arasında, yerde halının üzerinde yatan hastayı gördüm. Hemen odayı boşaltmalarını istedim. Hızla kalp atımını ve soluğunu kontrol ettim. Her ikisi de durmuştu. Korktuğum başıma gelmişti işte! Yanımda ona uygulayabileceğim ne bir ilaç vardı; ne de sağlıklı bir suni solunum için kullandığımız aletler… Onları getirebilmek için ise artık çok geçti… Hemen kadının aralanmış mor dudaklarına eğildim. Bütün gücümle üfledim. Nefesimin ona nefes olmasını umut ediyordum. Sonra kalp masajına başladım. Bir süre devam edip kalbinin tekrar atıp atmadığını kontrol ediyordum.

Başucumuzdaki kadın kendi kendine mırıldanarak ağlıyordu. Akşam güle oynaya yemek yediklerinden, sonra birden fenalaştığından bahsediyordu. Hırsla kadının göğsüne abanıyordum ama nafile bir çaba içerisinde olduğumun da ne yazık ki farkındaydım. Çünkü uzun süredir şeker hastası olan ve iki kere daha kalp krizi geçirmiş bir hastayı, fakültenin acil servisinde bile geri döndürmeyi başarmak hiç de kolay değildir. Daha fazla çabanın artık bir işe yaramayacağını anladımda, omuzlarım çöktü…

Göz kapaklarını usulca kapattım. Yüzünde herhangi bir ifade yoktu. Yanağını okşadım. Hissettiğim öfke ve çaresizlik beni kahrediyordu. Koyu yeşil kazağına baktım… Çorapsız ayaklarına… Kahverengi pantolonuna… Başını düzelttim. Ağlamamak için dudaklarımı sıkıyordum. Başımızda artık ağıtlar yakmaya başlayan kadına, elimden bir şey gelmediğini ve çok üzgün olduğumu söylediğimde yaşlı gözlerle bana bakıp benim allah olmadığımı ve elimden geleni yaptığımı söyledi. Ama elimden geleni yapmış olmak beni rahatlatmıyordu bir türlü. Bir sürü “keşke” beynimde dönüp duruyordu. Keşke onu evde bırakmak yerine Sağlık Ocağı’na getirselerdi… Keşke bazı ilaçları kullanabilme şansım olsaydı… Keşke ona rahat soluk verebileceğim aletleri kullanabilseydim… Büyük olasılıkla gene de geri dönmeyecekti ama keşke ben bir şeyler daha yapabilseydim onun için. Keşke ilahi bir güce sahip olup , onu sevdiklerine geri verebilseydim…

Kaldığım eve götürülmek üzere dışarı çıktığımda adını bile bilmediğim kadının çıplak ayakları gözümün önünden gitmiyordu. Otomobilin içinde dişlerimi sıkmış, ellerim kucağımda kenetlenmiş öylece oturuyordum. Birden artık üşümediğimi fark edip şaşırdım. Çünkü ölüm, geceden de soğuktu…

Fotoğraf: www.deviantart.com