imagesSıradaki hastanın adını  bilgisayardaki listeden okuduğumda, esmer  kavruk bir adam ve onunla çok zıt görüntüde açık tenli ve sapsarı saçlı iki sevimli kız çocuğu odaya girdiler. Adamın çökmüş avurtları, kalın simsiyah kaşları ve bıyıkları vardı. Kızlar, odanın içinde nerede olduklarını bilmemenin rahatlığıyla koşmaca oynamaya başladılar. Okuduğum ismi tekrar ettim; çünkü bazen buna dikkat etmeyen başka birisi muayeneye girip kayıtlarda karışıklığa sebep olabiliyordu. Adam başıyla onayladı.

 

Bendeki kayıtlara göre muayenesini yapacağım çocuk, beş yaşında ve erkekti. Odada ise kocaman bir adam ve iki küçük kızdan başka kimse yoktu. Belki de yandaki odada pansuman yapılacak olması olasılığına karşı sordum: “Çocuk nerede? Pansuman odasında mı?”. Adam başını iki yana sallayarak itiraz etti: “Yooo bur’da”. Şaşırmıştım:”Hangisi?”. Adam parmağıyla kızlardan birisini işaret etti: “İşte şu! Büyük olan…”.

 

“Herhalde kayıtlarda bir yanlışlık oldu. Çünkü burada erkek olarak görünüyor.” diye mırıldandım. Adam ise gayet sakindi. “Eeee erkek zaten!”. Bu sefer şaşkın gözlerle odanın ortasında kardeşiyle oynayan saçları at kuyruğu şeklinde arkasında bağlanmış çocuğa baktım. Toplanmış haliyle bile saçları neredeyse beline geliyordu.“Erkek mi?” . Adam herhalde yüzlerce kere sorulan bu sorunun cevabını biliyor olmanın rahatlığındaydı: “Evet erkek!”

 

“Yani kusura bakmayın. Hiç bu yaşta olup da bu kadar uzun saçlı bir erkek çocuğu görmemiştim. O yüzden de yanlışlık oldu sandım.” . Adam sabırla cümlemi bitirmemi bekler gibiydi: “Önemli değil doktor hanım. Zaten herkes kız zannediyor” Modern yaşamda özellikle lise ve sonrası dönemlerde erkeklerin saç uzatmaya hevesli olduğu ve hatta bazen de bu yüzden aileleriyle zıtlaştığını biliyorum. Ama kendisiyle ilgili kararları veremeyecek yaşta bir çocuk için saçlarını uzatmak- hem de beline kadar- kendi isteği olmasa gerekti.

 

“Adağım var doktor hanım” diyerek sürdürdü sözlerini… “ Biz Hatay’lıyız. Bizim hanım iki kere hamile kalmıştı ama ikisinde de düşük yaptı. Sonra bu oğlana hamile kaldı. Doktorlar yine düşük tehlikesi olduğunu söylediğinde Allah’a yalvardım. Yavrum sağ salim doğsun kız da olsa, erkek de olsa yedi yaşına kadar saçlarını kesmeyeceğim ve yedi yaşında yedi kurban vereceğim dedim. Allah oğlumu bana bağışladı ben de şimdi adağımı yerine getiriyorum.” dedi.

 

Adamın, küçük bir kız çocuğuna  benzeyen oğluna bakan gözleri pırıl pırıl parlıyordu. O, adağını yerine getiriyordu ve Allah da kendine düşeni yaparak çocuğunun hayatta kalmasını sağlıyordu. Bu aslında bir nevi pazarlık ya da vaat değil miydi? Yazılı olmayan bir sözleşme vardı arada ve bu sözleşme ancak ve ancak büyük ortak tarafından bozulabilirdi. Adamın tek yapabileceği, ne yapıp ne edip bu büyük ortağı kızdırmamak için sözünü tutmak ve çocuğuna bir şey olmaması için dua etmekti…