Beyazıt Öztürk ailemizin en efendi ünlüsü olmanın verdiği rahatlıkla ekranlardan bizlere gülümsüyor ve şöyle diyor: “ Artık hepimizin ailesinde bir doktor var. Aile hekiminizi öğrenmek için www…..”. Televizyonda beliren telefon numarası ve web sitesinin adresine bakıp acı acı gülümsüyorum. Gösterilenle, aslında var olanın çelişkisini en iyi bilenlerden birisi de benim çünkü.

Şu anda pilot uygulamaların 2010 sonunda bitmesiyle birlikte “Aile Hekimliği” kavramını halkın kafasına kazımak amaçlı kampanyalar hız kazanmış durumda. Şimdi bu duruma kendimi olabildiğince dışında bırakarak – ki aslen sistemin de dışındayım zaten- farklı açılardan bakmaya çalışacağım.

VATANDAŞ GÖZÜYLE

Kimse aslında adına “Aile Hekimi “ denilen meslektaşlarımın çoğunun, yıllardır sağlık ocaklarında , 112’de ve hastane acillerinde çalışan pratisyen hekimler olduğunu bilmiyor galiba. Öyle ya… Gökten zembille mi düştü bu kadar aile hekimi? Ülkemizde bir uzmanlık dalı olarak “Aile Hekimi” ünvanına sahip hekim sayısı, ihtiyacın çok altında. Elbette ki bu yeni uygulama sırasında bir çok hekimin görev yeri değiştiği için vatandaşlar, sağlık ocaklarının “Aile Sağlığı Merkezi”, yeni gelen pratisyen hekimlerin de “Aile Hekimi “ olmasından dolayı çok mutlular. İnsan psikolojisi böyle bir şey işte…

Her aklına estiğinde hastanede poliklinikler arasında mekik dokuyan bir grup vatandaş, sevk zincirinin şu an için tam olarak işlememesi nedeniyle –ki bir süre sonra aile hekiminin sevki olmadan hastanelerde resmi olarak muayene olamayacaklar- rahat bir nefes aldı. Böylece yine istedikleri gibi “profesör” e gidip bademciklerini gösterebilecekler; tabii ki kapısını kilitlememiş bir profesör bulabilirlerse…

Zaman zaman gazetelerde şu tip haberler okuyorum: “İnanılır gibi değil! Çocuğumun aşı zamanı gelmişti. Aile hekimimiz telefon açıp gelmemiz gerektiğini söyledi! İyi ki aile hekimimiz var!” Aslına bakarsanız işini iyi yapan bir sağlık ocağı ekibi de bu ve benzeri davetleri yapmak için telefon görüşmeleri yapar. Hatta bir aşı için kilometrelerce ötede bir köye gittiğimizi ya da defalarca aynı evi ziyaret ettiğimizi anımsıyorum. Şimdiki uygulamada bu takiplerin daha ciddi yapıldığını duymaktayım. Onun sebeplerine “Hekimlerin Gözüyle” bölümünde değineceğim.

Düzenli olarak aynı sağlık ocağından hizmet alanlar içinse şöyle bir sıkıntı doğdu. Aile hekimliği sistemine geçileceği öğrenildiği andan itibaren yıllardır alışkın oldukları hekimin , sağlık ocağından ayrılacağı endişesini taşımaya başladılar. Öyle ya; sözde hastanın hekimini seçme özgürlüğü vardı ama seçtikleri hekim kentin bir diğer ucuna hatta ilçesine gidebilirdi. Seçme şansları kalmamıştı artık. Yaşlı kadınlar, minicik çocuklar ve onların yıllardır yanında olan ve aslında adı konulmamış aile hekimleri olan pratisyen hekimler ağlaşarak ayrıldılar birbirlerinden.

DEVLETİN GÖZÜYLE

Eldeki eskimiş stoğu cilalayıp, parlatıp tekrar piyasaya sürme başarısını gösterdiler. Sanki tamamen farklı bir ekiple bambaşka bir sağlık hizmeti verilmeye başlanmış gibi bir hava estirmeyi başardılar. Hatta bu öyle bir rüzgardı ki , yıllardır devletin sırtına kambur olan binlerce hekim ve yardımcı sağlık personeli devlet memurluğunun koruyucu şemsiyesinin altından güle oynaya çıktılar. Bu konudan da “Hekimlerin Gözüyle” bölümünde bahsedeceğim.

Sağlık ocakları ya da yeni adlarıyla “Aile Sağlığı Merkezleri” birer ticarethane haline dönüşüyor büyük bir hızla. Şu anda devlet tarafından verilmekte olan maddi desteğin bir süre sonra kaldırılacağı konuşuluyor hararetle. Hatta kesintiler yavaş yavaş başlamış durumda. Daha sonra neredeyse “gözünün üstünde kaşın var” diye bile kesinti uygulayacaklar.

Harcamalarda azalma olduğu aşikar. Daha önce on hekim, on ebe, beş hemşire çalışan birimde şimdi beş hekim ve beş ebe hemşire çalıştırıyorlar. Sistemin içine girmeyenler de sürekli geçici görevlendirmeler nedeniyle ya emekli oluyor ya da istifa ediyorlar. Bir kısmı da bir sonraki ek yerleştirmede aile hekimi olarak sözleşme yapmak istiyor çaresizce. İş yükünün artması ya da koruyucu sağlık hizmetlerinin nitelikli bir şekilde verilmemesinin bir önemi yok. Çünkü ne gebe, ne de bebek takibi, aşılama veya aile planlaması hizmeti vermek için yeterli bir zaman bulunmamakta.

Elektrik, su, ısınma, sarf malzemesi ve kırtasiye giderleri de işletmecinin –hekimin- sırtına yüklendi. Tabii ki bu konuda kendimize de bir iğne batırmak isterim. Klima çalışıyorken pencerelerin açık olmasını, gündüz vakti yanan ampulleri, bozuk musluklardan boşu boşuna damlayan suyu, not defteri gibi kullanılan reçeteleri umursamayan bazı meslektaşlarım, artık para kendi ceplerinden çıktığı için dikkat kesilmiş durumdalar. Demek ki devletin parası boşa harcanabilirmiş ama kendilerininki asla!

Bir sonraki bölümde hekimler gözünden neler olup bittiğinden bahsedeceğim…

Görsel :www.tekirdagailehekimleri.com dan alınmıştır.