HEKİMLERİN GÖZÜYLE

Şimdi gelelim hekimlerin gözüyle durumun ne olduğuna…

Mecburen Seçenler:
Her ne kadar hekimlere bu konuyla ilgili bir seçim şansı tanınmış gibi görünse de aslında böyle bir olasılık söz konusu değildi. Çünkü bizler, bizden daha önce aile hekimliği sistemine geçmiş illerdeki arkadaşlarımızla iletişimdeydik. Sisteme dahil olmayan meslektaşlarımızın her ay farklı bir ilçede geçici olarak görevlendirilerek bir çeşit cezalandırma uygulandığını biliyorduk. Hatta ne gariptir ki reçete yazma yetkimiz bile tehlikedeydi. Şamar oğlanı gibi oradan oraya sürüklenerek aile hayatları alt üst olan arkadaşlarımızın durumuna düşmekten hepimiz korkuyorduk doğal olarak. “Orada burada rezil olup sürüneceğime , yerim yurdum belli olsun” diye düşündü bir kısmımız…

Saygınlık İçin Seçenler:
Gün geçtikçe medikal ve teknolojik olarak tıp alanında yenilikler olsa da, her zaman için aslolanın hastalık oluşmadan önlemek yani “Koruyucu Hekimlik” olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu hizmet de birinci basamak olarak tanımlanan sağlık ocaklarında pratisyen hekimlerce verilmekteydi. Ancak yıllardır yönetimlerin, halkın ve bazı uzman hekimlerin küçümsemesi yüzünden ve yaptıkları işin önemini bilmediklerinden kendilerini giderek daha değersiz hissettiler. Bu yüzden de “Aile Hekimi” olmak bu durumdan kurtulabilmeleri için bir fırsattı. “Ne doktorusunuz?” sorusuna utana sıkıla “Pratisyen Hekim” olduğunu söyleyen arkadaşlarım şimdi gurur dolu bir ifadeyle kartvizitlerini uzatıyorlar yeni sıfatlarıyla. Haa bir de ihtisaslı “Aile Hekimi Uzmanları”nın bu konuya bir itirazları var. Dört yıllık eğitimlerinin bir fark yaratması adına bu işi yapan pratisyen hekimlere “Aile Hekimi” değil “Aile Doktoru” denilmesini istiyorlar. Bu kavram kargaşalarının sonucunda fark eden tek şey- yanlış bilmiyorsam- ayda 500 TL fazla maaş almaları oldu…

Ekonomik Nedenlerle Seçenler:
Yıllardır herkesin gözüne batmaktadır hekimlerin kazandığı paralar. Ancak eskisi gibi iyi kazanan hekimlerin sayısı giderek azalmaktadır. Özellikle birinci basamakta çalışan pratisyen hekimler, yeni uygulamaya geçen tam gün yasasıyla birlikte yaptıkları ek işleri de bırakmak ve 1500 TL civarındaki maaşlarına talim etmek zorunda kalmışlardır. İşte tam da bu aşamada 7000 TL civarında bir maaş teklifi elbette ki bir çok hekim için “Aile Hekimliği” ni çok cazip bir pozisyona sokmuştur.
Maddi endişeleri yok etmeye birebir olan bu paranın onlara neden ve nasıl verileceğini çok da fazla düşünmeye gerek duyulmamıştır. “Yıllardır seni bunun dörtte biri paraya çalıştıran devlet , neden şimdi bu kadar bonkör davransın?” sorusunun cevabı bir bilinmezdir. Aile hekimliğini seçen bütün hekimler bir anda birer ticarethane sahibi oluvermişlerdir. Ayrıca pilot uygulamanın sonunda pembe balayı günleri bitmiş, kesintiler uygulamak için bahaneye bakar olmuşlardır. Zamanı gelip de yapılmamış aşılardan, gebe bebek takibindeki eksikliklere kadar her şey, hekimlere verileceği vaat edilen maaştan kesinti sebebidir. Ödülden çok ceza sisteminin işletildiği bu uygulamada ilaç firmalarının kaleminin bile kullanılması bir uyarı puanı( Galiba beş puandı) ile cezalandırılır. Seçmeyenlerin hekim maaşlarının düşüklüğü ile ilgili endişeleri devam ederken, aile hekimliğini seçenler ne zaman ve kaç lira alacaklarından tam olarak emin olamadan beklemektedirler bir sonraki bordroyu…

Giderayak Seçenler:
Bu grupta emeklilik zamanı gelmiş, ayrılmadan önce biraz daha para kazanıp dayanabildikleri kadar çalışmayı hedefleyen hekimler yer almaktadır. Nasıl olsa onlar için diğerleri kadar büyük bir risk yoktur. Çalışma hayatlarının son yıllarında yüklüce para kazanmayı ve belki de üniversitede okuyan ya da evlenecek çocuklarının masraflarını hafifletme düşüncesi hakimdir. “Gittiği yere kadar gider” düşüncesinde oldukları için en rahat durumdakiler onlardır… Onların bir gün gelip pes edeceği umuduyla bekleyen bir sürü -nispeten daha genç- meslektaşları vardır. Hizmet yılları fazla olduğundan hizmet puanları da fazladır ve bu yüzden de Antalya’nın merkezine yerleşmişlerdir haliyle. Onlar o kadroları boşaltmadan merkeze gelmek bir hayaldir diğerleri için. Bu yüzden de söylenirler kendi aralarında: “Daha bilgisayardan bile anlamıyor!” ya da “Piyasadan kalkmış ilaçları yazıyor” diyerek hafif yollu dalga bile geçerler. Ama yine de ne derlerse desinler, kendilerine “dinozor” denilen bu hekimler daha uzun süre koltuklarını bırakmaya hiç de niyetli görünmemekteler.

1961 yılında çok değerli hocalarımızdan Prof. Dr. Nusret Fişek’in kaleme aldığı 224 sayılı “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi” yasası, yaygın koruyucu ve tedavi edici hizmetlerin bir arada, tam gün ve hizmetin tek elden yürütülmesi ilkelerine dayanmaktaydı. Bu yasayla ülkenin en ücra köşelerine kadar hekim, hemşire,ebe ve diğer sağlık personelinin görevlendirilmesi gerçekleşmişti. Elbette ki geçen zaman içinde mutlaka aksayan ve dönemin politik rüzgarlarıyla savrulan yanları olsa da “Sosyal Devlet” in sunması gereken en önemli hizmetlerden birisiydi sağlık… Neden hekimleri birer tüccar haline dönüştüren “Aile Hekimliği” gibi artık batı ülkelerinin vazgeçtiği bir sistemin dayatıldığını hala anlayabilmiş değilim. Bunun nedenini anlayan ve bana anlatacak olan varsa dinlemeye hazırım… Amannn benim de dert ettiğim şeye bak. Artık hepimizin bir “Aile Hekimi”var ya sırtımız yere gelmez alimallahhhh!