Sinemalar çocukluğumdan beri bana hep büyüleyici gelmiştir. Koridorların kenarına yerleştirilmiş yol gösteren ışıklar, elinde fenerle biletini kontrol edip oturacağın yeri gösteren görevliler. Şimdi artık olmayan kırmızı kadife perdelerin yavaş yavaş salınarak iki yana açılmasıyla ortaya çıkan beyaz perdede neler izlemedik ki? Işıklar giderek sönükleşirken tuhaf bir heyecan duyardım içimde. Şimdi bile o anlamsız heyecanı duyarım zaman zaman.

Tabii ki çocukluk ve gençlik dönemimde Antalya iki oda bir salondu. Herkes aynı sinemalara gider – Kültür ve Saray sinemaları- , aynı filmleri izlerdi. Bir sosyal paylaşım noktasıydı aslında. Bir film izlemeye gittiğinde aynı zamanda bir çok arkadaşınla görüşme fırsatını kaçırmazdın. Kim kiminle flört ediyor hemen öğrenilirdi bu yüzden. Hatta bazen anneler tarafından ablalarının işine taş koymak amacıyla görevlendirilmiş kardeşler, suratların beş karış asılmasına sebep olurdu. Bütün film boyunca o kardeş kucaktan hiç inmezdi çünkü.

Bir de flörtöz bir takım davranışlar vardı. Tam olarak sevgili değilsindir ama filmi izlerken nedense dirseklerin yanlışlıkla birbirine değer. Gözünü beyaz perdeye dikmiş; düşünürsün. Farkında mı, değil mi? Şöyle hafifçe kıpırdanırsın. Hemen geri çekilir. Sonra milim milim yeni bir taarruz başlar. Sen gene düşünmeye başlarsın; filmi anlayan kim? Bunun bir de sevgilinin omzuna el atma versiyonu vardır. Bilenler bilmeyenlere anlatsın…

Vizyondaki filmleri hemen izleyemezdik bizler. Önce İstanbul, Ankara ve İzmir’de gösterime girerdi. Sabırla beklerdik izleyeceğimiz zamanın gelmesini. O sırada payımıza ne düşerse oydu izlediğimiz. Seçme şansımız yoktu. Çünkü film ne olursa olsun o hafta sonu sinemaya gitmek şarttı. Çünkü başka yapacak bir şey yoktu. Sahi öyle miydi acaba? Hayır hayır tabii ki hayır… Bu tamamen bir bahane. Bir de Kapalı Spor Salonumuz vardı bizim…

Lise son sınıfta Saray Sineması’nın çatısından aşağı sallanan kocaman bir film afişi – Rocky miydi; yoksa Rambo mu?- benim dershanede dersi izleyemememe sebep olurdu. Şimdiki aklımla düşünüyorum da beğeniler nasıl da değişiyor… O zaman da söylemişti arkadaşlarım “Neresini beğeniyorsun bu kas yığını adamın?” diye ama ben toz kondurmamıştım Sylvester’a; haklılarmış. Artık yüzünü bile görmek istemiyorum. Aramızdaki her şey bitti!

Komedi filmi diye yanlışlıkla bir filme götürmüştü babam ablamları ve beni. Işıklar sönüp de ilk sahneler başladığında ve bir takım minicik gecelikli kadınlar ortalıkta giderek üryanlaşarak endam eylemeye başlayınca babam hepimizi nasıl bu kadar çabucak toparlayıp salondan dışarı çıkartmıştı hayret. Şimdi düşünüyorum da bilet satıcısı adam eğer babam bilet alırken bizi de onun yanında gördüyse içinden okkalı bir “Yuhhh be!” demiştir herhalde… Bilememiş babacığım yazık ; biz zaten bilemezdik küçüktük…

Benzer konuda bir anım daha geldi aklıma. Tarzan filmine annem, babam ve o zaman henüz küçük olan erkek kardeşim birlikte gitmişlerdi. Biz olaya müdahil değildik niyeyse. Gerçi hiçbir zaman Tarzan serisine ilgi duyamadım bir türlü. Neyse… Filmden döndükten sonra kardeşim günlerce çöpten kadınlar çizip durdu. Bu çizimlerde tabii ki en belirgin nokta, kardeşimin o küçücük beynine kazınmış olan bir çift yuvarlaktı. Haaaa Jane’i Bo Derek’in oynadığını söylemiş miydim?

Ortaokulu Kaleiçi’nde okuyanlar bilir; ayıpçı bir sinema vardı orada. Adı neydi anımsamıyorum. Çünkü zaten biz kızlar o sinemanın önünden başı önünde koşar adım geçerdik. Erkek arkadaşlarımızın ise hiç acelesi yoktu. Sokağa çıkartılmış afişleri inceleye inceleye yürürlerdi. Bir tane de Şarampol’de varmış derlerdi. Hep acayip isimli filmler oynatırlardı. Şimdi dalga geçtiğimiz isimlere sahip bu filmler bir dönem erkek arkadaşlarımızın hayatında fırtınalara sebep olmuştu.

Balıkesir’de geçen hayatımın ilk altı yılında düz ayak , tahta sandalyeli, yerlerin çekirdek kabuklarıyla dolu olduğu yazlık sinemaları çok severdim ben. Kasalarda gazoz, közlenmiş ya da patlamış mısır satılırdı. Antalya’ya geldiğimizde ise Cumhuriyet Meydanı’nın karşısında Yıldız Sineması vardı. Onun çatı katı yazlık olarak hazırlanmıştı. Muhteşem bir manzaraya karşı, yıldızların altında keyifle film izlerdik. Sahi neden artık yazlık sinema yapmıyorlar ki? Eskiden hava daha mı az sıcaktı yazları? Ya da yazlık sinema var da benim mi haberim yok?

Sonuçta gelinen noktada, istediğiniz kadar evinize 5+1 ses düzenleri kurun… Televizyonun en son teknolojisini satın alın(Hoş, aldığınız anda teknolojiniz eskimeye başlamış oluyor ya neyse) . Kocaman koltuklarınızda yat yuvarlan don gömlek olmanın rahatlığını öne sürün. Ben anlamam! Reklam izlemekten baygınlık geçirsek de, arkamızdaki koltukta oturan çocuk bizim koltuğumuzu tekmelese de, önümüzdekinin boyundan ya da kabarık saçlarından perdeyi tam göremesek de…Film dediğin sinemada izlenir. Makinistleri sevelim; onları koruyalım…

SON

Yazan ve yöneten: Yeşim Özdemir
Seslendirme:………..
Efekt: Yeşim Özdemir
Kurgu: Yeşim Özdemir

Görsel www. deviantart.com ‘dan alınmıştır.