Yoğun bir iş gününün ardından akşam yapmayı planladığım yemek için gerekenleri almak üzere markete uğramıştım. Ağır torbaları güçlükle arabaya yüklemişken bana seslenen yumuşak bir ses duydum:”Hanımefendi bir dakikanızı alabilir miyim?”. Karşımda iyi giyimli, düzgün tıraşlı, aydınlık yüzlü genç bir adam duruyordu. Tahminen yirmili yaşlarındaydı. Meraklı bir halde yüzüne bakarken mahcup mahcup gülümseyerek devam etti: “Şeyyy… Söze nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Beni yanlış anlamanızdan da çok korkuyorum. Çünkü ilk defa başıma böyle bir şey geliyor…” diyerek sustu.

Sorunun ne olduğunu sorduğumda aynı mahcup ses tonu ve yüz ifadesiyle devam etti: “ Ben Akdeniz Üniversitesi’nde ikinci sınıf öğrencisiyim.” Sonra söylediğini desteklemek için elindeki kartı bana doğru uzattı. Ama ben karta değil onun yüzüne bakmaya devam ediyordum. “Memlekete gidecektim”, “Babama cep telefonundan ulaşamadım”, “Pamukkale Seyahat “, “Çok utanıyorum” gibi cümleler kulağıma çalınıyordu ama ben artık ne söylediğiyle bile ilgilenmiyordum.

Nihayet söyleyecekleri bittiğinde benden ne istediğini sordum sanki anlamamış gibi. Benden para istesin ve o sırada yüzünü göreyim istedim. Söylediklerinin hepsinin gerçek olmasını, beni kandırmaya kalkmamış olmasını diledim içimden aksini bildiğim halde… “Ben de Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum biliyor musun? “ dedim ve ekledim:”Sana inanmak istiyorum ama inanmıyorum. Beni kandırdığını zannetmeni istemiyorum sadece. Umarım ben yanılıyorumdur ve sen gerçekten zor bir gün geçiriyorsundur. “

Çantamdan çıkardığım parayı uzatırken o genç adamın yüzünde bir şeyler aradım durdum. Yüzü bile kızarmamıştı. Yirmili yaşlarında tertemiz görünen, güzel gülümseyen bu genç adam, çalışmak yerine aktörlere taş çıkartacak kadar başarılı oyunculuk yeteneğiyle insanların merhametini sömürerek para kazanmayı öğrenmişti ne yazık ki… Bundan birkaç yıl önce yol kenarında bulduğumuz baygın adam için yardım isterken hiç bir aracı durduramadığımız geldi aklıma.( http://www.yesimozdemir.com/?p=1319 )Çünkü vaktiyle birileri, zorda kaldığını sandıkları insanlara yardım etmek isterken mallarından hatta canlarından olmuşlardı. Artık hiç kimse kandırılmak istemiyordu.

Bunları düşünerek arabama binmek için arkamı dönmüşken seslendi: “Aaa Akdeniz mezunusunuz demek… Cerrah mısınız?”. Sorusunu yanıtlamadan arabama bindim; genç adamın koşarak caddenin karşısına geçmesini izledim. O sırada camımı tıklatan bir adam telaşla bana bir şeyler söylüyordu. Ne söylediğini duymak için camı açtığımda adamın heyecanlı sesi doldu içeri: “Ahhh hanımefendiciğim uzaktan gördüm sizi ama yetişemedim işte!” Şaşkın şaşkın yüzüne bakarken devam etti: “Size de Akdeniz Üniversitesi’nde öğrenciyim dedi değil mi? Memlekete gidecekmiş. Parası yokmuş…”. Başımla onayladım.

Adamın burun delikleri öfkeden kocaman olmuştu:” Bu şerefsiz dün de Migros’taydı. Oğlum acıdı inandı ve beş lira para verdi. Bugün de siz…Kim bilir daha kaç kişiyi kandırdı bu şekilde?”. Adama bakıp sakin ve buruk gülümsedim. “Ben ona inanmadım ki… O parayı da yalan söylediğini bile bile verdim. O genç adamın doğru söylediğine inanmak istedim… Ben sadece inanmak istedim…”. Adamın bana tuhaf tuhaf bakmasına aldırış etmeksizin kontağı çevirdim. Yeni bir hayal kırıklığını daha çöplüğüme atarak akşam yemeğini hazırlamak üzere evimin yolunu tuttum…

Görsel : www.deviantart.com dan alınmıştır.