80482Onlar… Birer birer gittiler yaşamlarımızdan… Ani çıkan bir rüzgarın savurduğu yapraklar misali, teker teker koptular tutundukları dallardan. Yaprak dökümü hep vardı aslında. Yok saydık; gözlerimizi kapattık. Başımıza gelmez mi sandık? Zamanını hiç bilemedik; bilemezdik. Veda bile edemedik…

Onlar… Ailemizdi bizim… Annemiz, babamız, kardeşimizdi. Eşimizdi; sevgilimizdi, vazgeçilmezimizdi… Dostumuzdu; zaman akarken bulduklarımızdı. Sevgimizle gövdelenen paylaşımlarımızdı bizi bize bağlayan. “Biz” olmayı mı kanıksadık; yoksa birlikte geçireceğimiz zamanın sonsuz mu olduğunu sandık? Peki, sonu fark ettiğimizde, çok mu geç kalmıştık? Yeterince sevebildik mi onları? Doyasıya; hatta doymayasıya…

Onların… Bir sürü planları vardı yaşama dair… Hep, zamanda ötelenmiş, “bir gün” yapılmak üzere ertelenmiş planlardı bunlar. Bir kısmı gerçekleşti; bir kısmı ise sonsuzun derinliklerinde yok oldu gitti, onlarla birlikte. Bu planları gerçekleştiremediklerini gördüğümüzde, kendi yaşamlarımızı ve ertelediklerimizi düşündük mü? Bir ders çıkarttık mı yaşanılanlardan?

Onlar… Üzerinden ne kadar zaman geçse bile, özlemekten hiç vazgeçmediklerimiz. Düşlerimizde hasret giderdiklerimiz. Sanki hiç gitmemişlercesine sohbet edip, sarmaş dolaş olduğumuz ve düşten uyanmanın “kabus” demek olduğu anladığımız zamanlar yaşadık sık sık. Düşün gerçek olmasını hiç bu kadar istedik mi başka zaman?

Onlar… Şimdi birer masal kahramanı oldular. “Bir varmış” la başlayıp , “Bir yokmuş”la sonlanan, ağzımızda buruk bir tat bırakan kısacık birer masaldı artık yaşananlar. Hani, anılar ve fotoğraflar da olmasa, hiç geçmemişler bu dünyadan, sanki hiç varolmamışlardı. Sahi, bir insan gerçekten de, ondan artık hiç kimse bahsetmediğinde mi tamamen yok olurdu? O zaman, kendi yaprak dökümlerimize kadar onların da bizimle yaşayacağı düşüncesi, teselli miydi yüreğimize?

Onlar… Birer birer gittiler yaşamlarımızdan… Bir veda bile edemeden gittiler… Sessiz, sitemsiz…
Öylece gittiler…Sessiz…Sitemsiz…

Günlerimiz

Çözülen bir yün yumağı
Akıp giden günlerimiz.
Mezar taşlarından suskun
Sessiz, sitemsiz.

Savrulan yapraklar gibi
Akıp giden günlerimiz.
Cenaze törenlerinde
Sessiz, sitemsiz.

Bir suçluyu aklar gibi
Akıp giden günlerimiz.
Sanki bir sır saklar gibi
Sessiz, sitemsiz.

Doğmayan şafaklar gibi
Akıp giden günlerimiz.
Haksız ittifaklar gibi
Sessiz, sitemsiz.

Bir kitaba başlar gibi,
Koşarken yavaşlar gibi,
Ölen arkadaşlar gibi,
Sessiz, sitemsiz.

Yağmur ATSIZ

 

Bu yazı, 12 Aralık 1984 tarihinde aramızdan ayrılan ve özlemi hiç dinmeyen , canım babam Zeki ÖZDEMİR ve tüm yaprak dökümlerimiz içindi…

Zülfi Livaneli’nin sesinden “Günlerimiz”i dinlemek için:

http://www.anindadinle.com/sarki_dinle.php?id=1617