74527Aniden uyandı. Onu neyin uyandırdığını bilemiyordu; hatta uyanıp uyanmadığını da… Kontrol etmek için göz kapaklarını açıp kapattı. Hiç bir değişiklik yoktu. Kocaman karanlık, dipsiz bir kuyuya düşmüş gibiydi adeta… Gece yatarken fişe taktığı elektrikli sobanın kızıl yansımaları da görünmüyordu. Yatakta doğruldu. Yüzü, özellikle de burnu buz gibiydi. Bir süre ne yapacağını bilemez bir durumda öylece bekledi. Birdenbire, sımsıkı kapalı perdelerin arkasından, odaya soğuk beyaz bir ışık yayıldı ve ortalık bir anda gündüze boyandı. Karanlığa alışan gözlerini kıstı ve kulaklarını avuçlarıyla kapatarak endişe içinde, bu şimşekten sonra gelecek olan gök gürültüsünü beklemeye başladı. Çocukluğundan beri gök gürültüsü ve şimşekten çok korkardı. Sesin kesildiğinden emin olduğunda, yataktan kalkmaya karar verdi.

 

El yordamıyla ve ara sıra patlayan şimşeklerin altında , gündüzden hazır ettiği mumu ve çakmağı telaşla aramaya başladı. İçin için temkinli olduğuna seviniyordu. Heyecanla, mumu yaktı. Önemli bir iş başarmışçasına derin bir nefes aldı; bir nebze de olsa rahatlatmıştı bu cılız mum ışığı onu. Cep telefonunu bulup zamanı öğrenmek istedi. Saat tam 03:00’tü… O anda, şiddeti giderek artan , ritmik ve sinir bozucu bir sesi algılamaya başladı. Daha önce bu sesi nerede duyduğunu düşündü. Hatırlamıştı; “Bilgisayarın güç kaynağı!” diye söylendi kendi kendine. Canı sıkılmıştı. Çünkü şimdi odadan çıkıp, karanlık başka bir odadan ve bir koridordan geçerek bilgisayarın olduğu odaya gitmesi gerekiyordu.

 

Erimeye başlayan mumdan süzülen damlalar elini yakmaya başladığında, mumu yerleştirmek için bir çay tabağı almak üzere mutfağa uğramaya karar verdi. Ürkek adımlarla odasından çıktı. Dışarıda, fırtına ve yağmur camları dövüyordu. Etrafı ve mumun duvarlarda oluşturduğu yansımaları görmemeye çalışarak mutfağa doğru ilerledi. Mutfak kapısından içeri giriyorken, mutfaktan birisinin de ona doğru yaklaştığını fark etti. Boğazından boğuk bir çığlık yükseldi. Nefesi kesilmiş, dizlerinin bağı çözülmüştü. Bir an için bayılacağını hissetti. Sakin olmaya çalışarak tekrar mutfaktan içeri doğru ilerlemeye başladı. Bütün cesaretini toplayıp karşıya baktığında ise perdelerini kapatmayı unuttuğu mutfak penceresinin camında, mum ışığının aydınlattığı korku dolu yüzüyle karşılaştı. “Hay senin gibi ödlek kadının!” diye bağırdı. Arkasından kahkahalarla gülmeye başladı. Sinirleri bozulmuştu.

 

Çalışma odasına girdiğinde eliyle yoklaya yoklaya güç kaynağını ve kapatma düğmesini buldu. Nihayet ses kesilmişti. Geldiği yoldan hızlı ve kararlı adımlarla odasına döndü ve kapıyı kapattı. Mumu , başucunda duran sehpanın üzerine dikkatle koydu. Bir bardak su içti. Bir süre daha dışarıdaki coşkulu kavgayı dinledi. Doğanın gücü karşısında ne kadar zayıf olduğumuzu düşündü. Üşüdüğünü fark ederek tekrar yorganın altına gömüldü. Yaşanılan her olayın bir anlamı ve bir amacı olduğuna inananlardandı. Bu gece yaşadıkları geçti hızla aklından. Karanlıktan, yalnızlıktan ve doğa olaylarından oldum olası korkardı. Ne kadar mantığıyla kendini ikna etmeye çalışsa bile başaramamıştı bugüne kadar. Tanımadığı bir yerde, karanlıkta ve gök gürültüleri üzerine yağarken, belki de burada bulunma amacının bu korkularıyla yüzleşmek olduğunu düşündü bir an için. Artık göz kapaklarını açık tutamaz olmuştu. Bu kısa gece macerası çok yormuştu onu… “İlk gecemde iş mi yani bu olanlar?” diye homurdandı. Burada geçireceği ilk geceden korkuyordu ve korktuğu başına gelmişti. “Bu gece bir hırsız eksik kaldı. O da olsa ekip tamamdı” diye mırıldandı ve sızarcasına derin bir uykuya daldı…

 

 

 

 

 

Not 1: Bu blogumun başlığı konusunda, bir önceki bloguma yaptığı yorumuyla esin kaynağı olan sevgili üç nokta” ya çok teşekkür ederim.

 

Not 2: Artık akşam olunca mutfak perdelerini kapatıyorum:)))
Not 3: Ödlek olduğumu söylemiş miydim???