53019Şiddetli bir baş ağrısıyla gözlerini açtı. Yatakta sırtüstü yatıyordu. Sağ kolu uzun süre aynı pozisyonda durduğu için uyuşmuştu. Kolunun kendine ait olmadığını hissetti bir an için. Yüzünü buruşturarak parmaklarını açıp kapatmaya çalıştı. Canı yanıyordu. Yatakta öylece yatarken gözleriyle odanın içinde gezindi. Bordo perdeler sımsıkı kapalı olduğu için zamanı tam olarak kestiremedi. Sadece cılız bir aydınlanma vardı perdenin arkasındaki dünyada. “Gün doğmuş”. Sesi de kendine yabancı geldi, kolu gibi. “5 saatte 1 paket sigara içersen olacağı bu tabii!”… Başucundaki çalar saatin tik-tak larını dinledi. “Saat henüz çalmadığına göre demek ki 7:30 olmamış”. Şakakları çatlayacak gibiydi. İki elinin avuç içlerini şakaklarına koyarak bastırdı sıkıca.Gözlerini kapattı. “Şöyle, çekiçle kırsalar şu şakaklarımı nasıl rahatlayacağım!”

Mesanesinin baskısını farketti birden. Bütün gece de hiç tuvalate gitmemişti zaten. Gömüldüğü yataktan kalkmaya karar verdi. Bacaklarına dolanan uçuk mavi pikeden, alışkın hareketlerle kurtuldu. Her sabah böyle uyanırdı zaten. Küçük bir çocukken annesi hep onun bu deli yatışlarıyla dalga geçerdi. En az 3 yastık olurdu yatağında. İkisini başının altına koyardı , diğerini de bacaklarının arasına. Özellikle de yazın, yastığın dizlerinin arasındaki serinliği çok hoşuna giderdi. Bir de bacakları ince olduğu için dizleri üstüste gelince bir süre sonra acımaya başlardı. Sabah uyandığında ise yastıkların her biri bir yerlere dağılmış , pike bacaklarına dolanmış bir şekilde uyanırdı.

Yatakta doğrularak ayaklarını yere sarkıttı. Parkenin serinliği yanan ayak tabanlarına iyi gelmişti. Ayaklarının hemen yanında duran terliklerini giymeden ayağa kalktı.Lacivert kırmızı çizgili şort şeklindeki iç çamaşırının içine elini soktu. Sağ kalçasında bir noktayı kaşıyarak dalgın dalgın tuvalete doğru yürümeye başladı. Klozet kapağı her zamanki gibi kalkıktı.”Ohh be! Vaktiyle ne kavgalar kopardı şu tuvalet kapağından”. Sevgilisi evi terkedeli 3 ay olmuştu. Yaklaşık 4 yıl sürmüştü ilişkileri. Son 1 yılı da bir dargın bir barışık, tatsız tuzsuzdu herşey.Sonrası malum. Sabit bir nokta kestirdi gözüne ve mesanesini boşaltmaya başladı. Bir süre sonra sıkılacak kadar uzun sürdü bu tuvalet faslı. Mesanesinin ne kadar da büyük olduğunu düşündü. Ellerini yıkarken, aynadaki yansımasına takıldı gözleri.

Gözlerinin altlarında mor halkalar vardı. Eliyle 2 günlük sakalını kaşıdı “Hele bir izine ayrılayım, 10 gün hiç traş olmayacağım” Aynadaki kendisine biraz daha yaklaştı. Sakalının tam çene civarında bir kaç tane beyaz gördü. Şakaklarındaki kır saçlara alışmıştı ama sakalındakiler canını sıkmıştı doğrusu. Sakal bırakma hayalinden vazgeçmeye karar verdi.”Eee zaman akıp gidiyor, gençleşecek halin yok ya” Atletik vücuduyla her zaman övünürdü eskiden. Son 1 senedir giderek belirmeye başlayan göbeğine sıkıntıyla bir göz attı. Musluğu açtı.Yüzüne çarptığı serin suyla ferahladığını hissetti. Başını basınçlı akan suyun altına uzattı. Başına çarpan su damlacıkları hem üstüne hem de lavabonun önündeki fayanslara ve duvarlara sıçrıyordu. Serinlik baş ağrısını biraz hafifletmişti. “.ok mu vardı bu kadar içecek?” Saçlarını gelişi güzel kuruladı. Boğazı da ağrıyordu biraz. Ağzını kocaman açarak dilini dışarı çıkarttı;bademciklerine baktı. Biraz şişmiş görünüyorlardı. “Yaaa, akşam götür buzlu rakıları şimdi de boğazım ağrıyor diye sızlan” Banyodan çıkmak için kapıya doğru dönerken, az önce yere sıçrayan damlacıklardan oluşmuş minik su birikintisine bastı ve ayağı kaydı. Lavabonun kenarına zor tutundu. “Hay senin gibi adamın………”

Perdeyi aralayıp sokağa baktı. İçeri sızan kuvvetli ışık gözlerini kamaştırdı. Başının ağrısının da tekrar artmaya başladığını farketti. Henüz sokaklar sakindi. Bir köpek yol kenarında sakin sakin dolaşıyordu. İki adam köşe başında, ellerinde birer sigara, hararetle bir konu tartışıyorlardı. “Sabahın köründe bu enerjiyi nereden buluyor bu adamlar yav” Akşam içtiği sigaralar aklına geldi. Midesi bulandı. Sözde sigarayı bırakmaya çalışıyordu. Ama ne zaman arkadaşlarıyla dışarı çıksa, hem içki, hem de sigara alıp başını gidiyordu. Pencereyi açtı. İçeri giren temiz havayı ciğerlerine çekti. Yatağın kenarına yıkılır gibi oturdu. Başucundaki komodinin üst çekmecesinde mutlaka bir ağrı kesici bulunurdu. Bir tane hap alarak, komodinin üzerinde bütün gece içilmeden durmuş 1 bardak suyun içine attı. İlacın erirken oluşturduğu kabarcıkları izledi sıkıntıyla. Bir yudumda bitirdi hepsini. Birden çalar saatin alarmıyla irkildi. Ses , sanki beynini oyuyordu. Yatağın öbür ucunda duran saati hızla kapatabilmek için yatağın üzerinden bir hamle yaptı o yöne doğru.

Şimdi yatakta yüzükoyun yatıyordu. Bir elinde sıkı sıkı saati tutuyordu. Tekrar kalkacak gücü hiç yoktu. Bir bez bebek gibi görünüyordu bu haliyle. “Biraz uyusam toparlarım” “Nereden uydum bizim tayfaya; haftasonu yapacaktık biz bu işi” . Göz kapakları ağırlaşmaya başlamıştı tekrar. Sadece yatağında kalmak ve akşama kadar uyumak istiyordu. “En iyisi iş yerimi arayıp hastayım diyeyim. Hem boğazım da ağrıyor. Yalan da sayılmaz hani.” Sesini numaradan bozmasına da gerek yoktu , yeterince kötü çıkıyordu zaten. Hemen planını uygulamaya koydu. Kısa bir konuşmadan sonra, geçmiş olsun dileklerini kabul ederek telefonu kapattı. İşte yatağındaydı. Az sonra uykunun derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkacaktı. Başının ağrısı da ilacın etkisiyle hafiflemeye başlamıştı.İki yastığını başının altına koydu. Üçüncüyü de bacaklarının arasına… Tam uykuya dalmak üzereyken belli belirsiz bir mırıltı duyuldu:”Bir daha bu kadar içmek mi; tövbe!!!!”