47343Saatin tik-takları beynimin labirentlerinde yankılanıyor. Öğle arası yemeğe çıkma gafletine düştükten sonra, serin bir mekanın özlemiyle, koşar adım geri döndüm. Sıcağın yorgunluğu çöktü üzerime. Her ne kadar hava durumunda sıcaklık 34 derece olarak belirtiliyorsa da, arabanın termometresi gölgede 38, 5 ‘u gösteriyordu. Kapı ve pencereler sıkıca kapalı, klima var gücüyle çalışıyor. Oysa ben, pencereden gelen rüzgarı hissetmeyi , kuş seslerini dinlemeyi ve çimenleri koklamayı istiyordum. Her yaz , sıcaklar bastırdığında , dört duvar arasına tıkılmaktan ve terlemekten nefret ediyorum. Sabah duş alıp, ferah ve taze bir şekilde güne başlamışken, daha üzerinden 5 saat geçmiş olmasına karşın, tekrar bir duş alabilmek için yanıp tutuşuyorum.

Genelde güneydeki bütün kentlerde sıcaklıklar birbirine yakın olsa bile, Antalya’nın neminin üzerine nem görmedim ben henüz. Varsa da onlara sabır dilemek gerek! Nemin az olduğu kentlerde gündüz sıcak olmasına karşın gölgeler ve geceler oldukça serin oluyor. Çocukluğumu hatırlıyorum da, bırakın klimayı, vantilatör bile olmadan yaz geçerdi. Tabii o zamanlar her yer narenciye bahçeleriyle doluydu. Gündüzleri sıcak olsa bile, akşamları tatlı bir serinlik çökerdi kente… Anlamsız kalabalık yaratan ve yükseltileriyle sinir bozan binalar da yoktu elbette. Duvar gibi dikilmezdi akşamüstü çıkan serin meltemin önüne. Kıyıya dik yapılması gereken binalar , dipdibe ve paralel yerleştirilince, artık kentin iç taraflarında yaprak kımıldamaz oldu. Evde, işte, arabada, alışveriş merkezlerinde klima olmadan yaşayamaz olduk. Hele ki elektrik kesilip de klima çalıştıramadığımız geceler, sis gibi çöken nemden nefes alamadığımı hissederim. Sanki bir akvaryumun içindeymişim gibi, yapış yapış ve ciğerlerime hava yerine su giriyormuş gibi iğrenç bir hisle, ne yapacağımı bilmez şekilde huzursuzlanırım.

Bundan bir önceki arabam klimasızdı. O yıllarda Ford Focus yeni çıkmıştı hafızam beni yanıltmıyorsa. Gene acayip sıcak bir günde, trafik sıkışıklığının tam ortasındaydım. Alnımdan terler süzülüyordu. Sırtım sırılsıklam, sinirden dişlerim kenetlenmişken radyoda bir reklam başladı.”Hava ne kadar sıcak değil mi?” . Kendi kendime “Yok canım onu da nereden çıkarttın?” diye homurdanarak cevap verdim sese. Ses devam etti en yumuşak haliyle”Sıcaklardan etkilenmeyenler de var. Yandaki arabayı görüyor musun camları kapalı!” İnsanlık hali işte döndüm ve yandaki arabaya baktım. Bir de ne göreyim? Camları kapalı! Radyodaki sese okkalı bir küfür savurarak, hemen başka bir kanala geçtim. Yazın trafikte olmak ayrı bir dikkat gerektiriyor. İnsanlar -sürücü ya da yaya farketmez- sıcaktan haşlanmış beyinleriyle hem dalgın, hem de patlamaya hazır bombalar gibi ortalıkta dolaşırlar. Asfaltlar vıcık vıcık eriyip, tekerleklere ve ayakkabıların altına yapışır. Geçen sene arabaya binerken emniyet kemerinin metal tokasının, bir arkadaşımın kolunu nasıl dağladığına tanık oldum. Yaklaşık 1 hafta kolunda toka iziyle dolaştı.

 

Gündüzün de, gecenin de eziyeti ayrı oluyor tabii. Geceleri özellikle Konyaaltı Plajı’na, kentin iç kesimlerinde oturan ve büyük olasılıkla kliması olmayan aileler akın ederler. Güneş battıktan sonra şaşırtıcı bir şekilde kalabalık artmaya başlar. Akşam yemekleri sahilde yenilir. Çaylar demlenir, karpuzlar kesilir. Bazen bir lüks lambasının ışığında kağıt oynanır. Denize girenler, ortalıkta koşuşturan çocuklar , kimler kimler… Kimisi ortalık serinleyene kadar bekleyip evlerinin yolunu tutar, kimisi de yanlarında getirdikleri örtülere uzanıp geceyi deniz kenarında geçirirler.

Bugün haberlerden öğrendiğime göre hafta sonu çöl sıcakları geliyormuş. Bu demek oluyor ki hepimizi sıcak, hem de çokk sıcak günler bekliyor. Gene var olan “gerçek” hava sıcaklıkları bildirilmeyecek. Çünkü yanlış bilmiyorsam gölgede 45 derecenin üzerine çıktığında resmi kurumlar tatil ediliyor. Bu hesapla bizim yazın yaklaşık en az 1 ay tatil olmamız gerekiyor. Yetkililer duyun sesimizi! Biz yanıyoruz… Hepimiz güney yarım küreye gitmek istiyoruzzzzz. Hadi o olmazsa, serin bir yaylada bir ağaç gölgesinde buz gibi karpuz yemek ve göbeğimizi kaşıyarak yatmak istiyoruz. Yöneticimiz uyuyor muuuu:) Nee olmaz mı dediniz? Nasıl? Öhhöö… Anladım tabii! Soğuk su mu? Yaa ne iyi bir fikir! Hay Allah nasıl da aklıma gelmedi… İçeyim bari… Ohhhh!