28307İşte biz kadınların bütün meselesi bu…Varlığı da, yokluğu da ayrı bir sorun. Adet görmeye başlamak, genç kızlığa adım atma törenidir adeta. Her ne kadar bizde, konuyla bağlantılı bir düğün dernek olayı olmasa bile konumsal olarak önemlidir. “Artık genç kız oldun” cümlesinin kurulmasıyla, bizlerin yaşamında da sancılı (!) bir dönem başlamış olur.

İlk defa adet görmemizden (ki ortalama 12-13 yaş diyelim) , menapoza kadar (ortalama 50 yaş dersek) geçen sürede yaklaşık 38 yıl x 12= 456 kere adet görüyoruz. Bir de bunu yaklaşık 7 gün ile çarparsak, ömrümüzün kaç yılını adet görerek geçirdiğimize şaşıracaksınız. Hadi sizi yormadan söyleyeyim neredeyse 9 yıl! Tuhaf değil mi?

Bu dönem , kadınlar için can sıkıcı ve rahatsızlık vericidir genellikle. Aynı zamanda da iş gücü kaybına ve konsantrasyon bozukluğuna sebep olur. Sadece adet dönemi değil, ondan önceki 1 haftalık süreçte de, kadın bedeninde bir takım fiziksel ve ruhsal değişiklikler olur.

Bu değişikliklerin tamamına “Adet Öncesi Sendrom” denilir; yani tıptaki adıyla “Premenstruel Sendrom” (PMS) . Sebebi hala tam olarak açıklanamasa da , bu dönemdeki hormonal değişimler, vücutta bulunan bazı kimyasal maddelerin dengesizlikleri, bazı vitamin ve mineral eksiklikleri , durumdan sorumlu tutulmaktadır. Genellikle 30- 45 yaş arası kadınlarda daha sık karşılaşılır.

PMS’un belirtilerine gelince:

- Ruhsal belirtiler olarak; sıkıntı, kaygı, sinirlilik, depresif ruh hali, konsantrasyon bozukluğu, kendini beğenmeme, alınganlık, uyku hali sayılabilir.

- Fiziksel belirtiler olarak da ; göğüslerde şişlik ve hassasiyet, karında şişkinlik, ödem, baş ağrısı, iştah artışı, akne, cinsel istek artışı, bulantı, kabızlık/ishal görülebilir.

Eminim sayılan belirtiler bir çok kadına hiç de yabancı gelmemiştir. Ancak tam olarak PMS tanısı konulması için, adet döneminden yaklaşık 1 hafta önce başlayıp, adeti takibeden 3 gün içinde ortadan kalkması ve üst üste 3 adet döngüsünde bu belirtilerin yaşanıyor olması gerekmektedir.

Rahat bir adet döngüsü yaşamak için, işte yapmamız gerekenler:

- Diyet: Bu dönemde oluşan ödemi engellemek amacıyla tuz tüketimini azaltmak ve bol su içmek gerekiyor. Sebze ve meyveye ağırlık vermek de kabızlığı önlemede etkilidir… Yağlı gıdalar, kafeinden ve alkolden uzak durmak da olabilecek belirtilerin kontrol altına alınması açısından önemlidir.

- Egzersiz: Haftada en az üç kez , 20’şer dakikalık egzersiz uygulanmasının etkili olduğu tespit edilmiştir. Egzersiz sırasında vücutta salgılanan Endorfin’in rahatlatıcı ve gevşetici bir etkisi vardır.

- Stresin azaltılması: Bunun için de öncelikle düzenli uyku, dinlenme, hoşumuza giden ortamlar yaratma ve gevşeme teknikleri uygulama , yapılması gerekenler arasında yer almaktadır.

- İlaç tedavisi: Belirtilerin şiddetli olduğu durumlarda, bir hekime başvurmakta fayda vardır. Tedavide , doğum kontrol hapları, ağrı kesici ilaçlar, A / B / E vitaminleri, idrar söktürücüler ve hatta antidepresanlar kullanılmaktadır.

Gündelik hayatımızda ne zaman iki kadın bir araya gelsek, konu döner dolaşır bir ara, bu dönemdeki sıkıntılarımıza gelir. Birbirimizi bu konuda en iyi biz anlarız. Bu sıkıntıları en aza indirmek de, görüldüğü gibi çok zor değil.

Gülümseyen yüzler, ağrımayan göğüsler ve şişkinlikten patlayacak gibi olmayan, düğmelerimizi kapatabildiğimiz karınlar diliyorum; bütün kadınlara ve de kendime tabii:)