p1050624Sıradan bir güne uyandığınızı düşünün… Her sabah olduğu gibi mesanenizin baskısıyla fena halde sıkışmış, 5 dakika daha fazladan uyuyabilmenin çabasıyla saatin alarmını erteleyerek, yatakta debelenip duruyoruz. Hatta belki de uyandığımız günün, neden hafta sonu olmadığına hayıflanarak, bildiğimiz küfürleri sıralıyoruz bir bir… Sımsıkı kapalı pencerelerimizden arsızca içeri sızan kentin gürültüsünü işiterek yüzümüzü buruşturuyoruz. Bütün gece süren pike- yastık savaşının izlerini taşıyan dağınık yatağımızdan, hiç de dinlenmediğimizi fark ederek kalkıyoruz.
Ayağımızdaki terlikleri adeta sürükleyerek tuvaletin yolunu tutuyoruz. Aynada en suratsız halimizle bize bakan, bizle karşılaşıyoruz.  Aceleyle yüzümüze çarptığımız serin suyun, bizi uyandırmasını ümit ediyoruz. Hala yarı uyur bir durumda, elektrikli su ısıtıcısının fişini prize takıp, duş yapmaya karar veriyoruz. Gözümüz saatte, üzerimizde havlularla, kocaman bir kupada sallama çay ya da sert bir kahve hazırlıyoruz kendimize. Akşamdan hazırlamadığımız için giysi dolabıyla uzun uzun bakışarak ne giyeceğimize karar vermeye çalışıyoruz. Ayakkabılarımızın tozunu alıp, portmantodaki aynada son kez kendimize çeki-düzen verdikten sonra, kimimiz otomobil, metro ya da otobüsle, kimimizse yürüyerek, işlerimize gitmek üzere yola koyuluyoruz.
Yolumuzun üzerinde bir seyyar simitçiden ya da bir pastaneden sabah kahvaltımızı alarak, korna gürültüleri, ekzos kokuları ve bizi yutacak canavarlara benzeyen yüksek binaların arasında, hayatın hızla akan damarlarından birine karışıp kayboluyoruz. Diğerleri gibi… Her birimiz gibi… Her zamanki gibi…
Bu, hepimizin büyük kentlerde her sabah işlerimize gitmemiz üzerine yazılmış olan, bilindik bir senaryo. Aradaki tek değişiklik kişilerin ve mekanların farklı olması. Şimdi bu alışılageldik senaryonun biraz dışına çıkalım.

Sabah, kuş cıvıltılarıyla gözlerinizi açmaya ne dersiniz? Zamanından önce uyanmış olmanıza karşın , yataktan hızla ve zinde bir şekilde kalkmanızın sebebi mis gibi kokan taze çiçeklerin çağrısı olabilir mi? Ya da kızarmış ekmek kokusu? Yüzünüzü yıkarken, her gün gördüğünüz başı karlı o bilge dağdan gelen buz gibi suyun yanaklarınızı okşaması mı yoksa uyanmanızı sağlayan? Demini almış tavşan kanı çay, yanında köy yumurtası, közlenmiş biber, bal, domates, peynir ,ceviz ve hatta kızarmış patatesten oluşan nefis bir ziyafetin, acele etmeden en son ne zaman tadına vardık bizler?
Dışarı çıktığımızda rüzgarın ağaçlarla birlikte söylediği şarkıyı yüreğimizin en derinliklerinde duymayalı ne kadar olmuştur sahi? Kentte rüzgar ağaca, ağaç yağmura küskündür; buralarda ise alabildiğine dost… Bizi işe götüren yol, azametli bir sedir ormanının içinde kıvrıla kıvırla gitse; turkuaza boyanmış sakin bir gölün yanından geçerken dağların yansımasını seyretmek için bir sigara içimi dursak mesela; fena mı olur? Bomboş uzayıp giden asfaltta, kocaman bir koyun sürüsüyle karşılaşıp merakla izlemeyi becerebilir miyiz ki? Odamızın penceresinden, kavak ağaçlarının rüzgarla dansını izleyip, doğanın sonsuz dinginliği içinde kaybolmanın keyfini sürebilir miyiz? Sürmeliyiz… Hem de kesinlikle!
Son 1 aydır , bu alternatif senaryoda konuk oyuncu olarak bulunuyorum. Replikleri ezberimde bulunmayan bu oyunda oyuncu olma şansını geçici bir süre için bile olsa yakalamış olduğumdan dolayı kendimi şanslı sayıyorum. Doğaçlamalarla da olsa oldukça başarılı bir performans sergilediğimi düşünüyorum kendimce… Sanırım bu, yaşama nereden baktığımız ve onu nasıl görmek istediğimizle ilgili bir durum. Sevdiklerimin ve evimin özlemi olmasa, ömrümün sonuna kadar burada kalabilirmişim gibi hissediyorum kendimi.
Pazartesi sabahı, gene rutin işime döneceğim; sizler gibi… Kocaman yalnız dağlar ve buz gibi çağlayan derelerden çok uzakta olacağım ne yazık ki…Ve kuş cıvıltısıyla uyanacağım sabahları özleyerek yatacağım her gece… Hepimiz gibi…