love_in_a_drop_by_chrisstinaBen bir su damlasıyım…  Şu koskoca dünyanın aksi, minicik gövdemde saklıdır. Sevdalım bulutla vedalaşarak yağmur olur, yeryüzüne süzülürüm usulca. Yeri gelir kavgacı olurum. O zaman karşıma ne çıksa önüme katar götürürüm  acımasızca.  Bazen de dinginimdir inadına. Bir gül yaprağına bile  incitmeden dokunurum. Onun mis gibi kokusu siner her yanıma. Kan kırmızı kesilirim birden. Gövdesine doğru yavaşça kayar, beni toprağa ulaştırmasını sabırla beklerim. Yapraklarını okşar, usulca fısıldarım kulağına “Üzülme; yine geleceğim!”… Toprakla bir olurum, hayat veririm; kırmızıya kırmızı, yeşile yeşil…

Akşamüstü henüz yanmaya başlamış sokak lambalarının ışığında , kaba parke taşların arasında  sürer yolculuğum. Islanmamak için koşarak evlerine gitmeye çalışan insanları izlerim hayretle. Kimi zaman bir çocuk, annesinin elinden kurtulup var gücüyle üzerimde zıplamaya başlar. Çocuk zıpladıkça , ben de kendimi oradan oraya fırlatırım komiklik olsun diye. Kahkahalarımız birbirine karışır. Onun neşesiyle ben de neşelenip muzip bir şekilde göz kırparım. Taa ki minik arkadaşım, işaret parmağıyla beni göstererek şaşkın bir yüz ifadesiyle annesine bir şeyler anlatmaya çalışırken, kolundan çekiştirilerek uzaklaşana kadar sürer bu oyun. Gözden kayboluncaya kadar onları izleyip, yoluma devam ederim. Bir mazgaldan kendimi aşağı bırakıp, minik bir dereye karışır ve giderim…

Gümüş pırıltılarımla, evrendeki en büyük güç, güneşi yansıtırım varlığımda. Yosunlar dalgalanır koynumda. Yumuşacık  bir ninniyim ben aslında … Göğsümde uyur balıklar. Onlara büyümeleri  için kuytular hazırlarım, haberleri olmadan. Yumurtalarını sakladıklarını sanırlar; ama bilmezler ki onlar yokken dağılanları ben toplarım bir araya. Kimi zaman gitmekten yorulurum. Bir mola verdiğimde, bilge  ağaçlardan eskiye dair öyküler dinlerim merakla. Sadece ben mi? Bütün kuşlar, böcekler, tırtıllar ve sincaplar, herkes oradadır. Hatta rüzgar dostum bile…

Genelde iyi anlaşmalarına karşın bazen rüzgarla , yaşlı ve yorgun ağacın çok büyük kavgalarına tanık olurum istemeden. Rüzgar bu, sağı solu belli olmaz. Bazen öfkelenir; bir de bakmışsınız  kasıp kavurur dört bir yanı; gözü hiç bir şey görmez. Bilge ağaç, belli etmemeye çalışsa da, kırık dallarını gizlese de, gözlerinden akan iki damla yaşı görürüm, görmez gibi yaparım. Bir böyle zamanlarda suskun ve kırgın olur, bir de tüm yapraklarını döküp çırılçıplak kaldığı kışları. Ama gün gelip yeşile büründü mü de, azametinden ve kibirinden  de yanına yanaşılmaz doğrusu! Rüzgar da iyidir aslında. Yeri gelip öfkesini dizginleyemezken, bazen de  bir ana şefkatinde usulca yanağını okşayarak minik bir “Günaydın” öpücüğü kondurur hiç beklemediğin bir anda. Bazen de bir çocuğun saçlarının arasında dolaşırken görürüm onu. Sonra da geldiği gibi gözden kaybolur sessizce…

Soluk yeşil bir göle kavuşurum sonra. Biraz soluklanmak ve diğer dostlarla hasret gidermek için bir kuytu buluruz kendimize. Gece olup da, yıldızların parlak ışıkları yansımaya başladığında üzerimizde, onları yakalamaya çalışırız her birimiz. Hepimiz ay oluruz, yıldız oluruz, gece oluruz. Öyküler anlatırız yolculuklarımıza ve hayata  dair. Kahkahalarımızı duyan baykuşlar meraklı gözlerle  izlerler bizi.  Bir ara kendi içime çekilirim sohbetler sürerken. Sadece uzaktan gelen mırıltılardır artık duyduğum. Gökyüzünde ondan bir iz ararım umutsuzca. Sevdalım bulutumu ve ona ne zaman  kavuşacağımı  düşünürüm heyecanla. Ağustos böceklerinin ninnisiyle huzurlu bir uykuya dalmaya hazırlanırım sessizce… Tam uykuya dalarken, rüzgar  yavaşça kulağıma fısıldar:”Yakında!”