hunting_for_witches_by_sayraŞöyle bir gün yaşasam … Sabah, annemin telefonuyla uyansam. Dese ki bana “Tansiyonum çok iyi. Harika hissediyorum bu sabah kendimi!  Haa, biliyor musun bu ay yine  bir sürü para kaldı elimde. Onları nasıl değerlendirsem ? Tatile mi çıksam acaba. Neyse, hadi ben yürüyüşe çıkıyorum. Sonra görüşürüz”… Gülümseyerek kapatsam telefonu. Balkona çıksam, şeker pembe gülümle konuşmak için. Gülümün yapraklarının üzerinde, üst komşumun  her zaman silkelediği sofra örtüsünden dökülen ekmek kırıntıları yerine, minicik çiy damlacıkları olsa mesela. Her bir damlacıkta kendi aksimi görmeye çalışsam. Balkonumun yakınına yapılmış olan binanın yerinde, bütün haşmetiyle kocaman bir çınar  olduğunu görsem birdenbire; şaşırsam… Belediye, bütün apartmanların arasına  ağaç  dikme kampanyası başlatmış
olsa… “Çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür dileriz “ tabelalarının arkasında, hummalı bir ağaçlandırma çalışmaları  yapılıyor olsa. Bütün balkonlardan renk renk çiçekler sarksa. Derin bir nefes alsam. Havada  mis gibi deniz kokusu olsa…

Üzerime etekleri uçuşan, kar beyaz bir elbise giysem. Saçlarımda güneş… Arabama binsem. Evimin yanındaki alçı atölyesinin tozundan her sabah bembeyaz bulduğum arabam, bu kez, geceden kalma yıldız tozlarıyla kaplı olsa…Hareket etmemle yıldız tozları saçılsa peşim sıra… Ana yola çıkmak için arabaların geçmesini beklerken, bütün arabalar durup bana gülümseyerek yol verseler. Elimle onları selamlayıp, yola koyulsam. Kırmızı ışıkta hayallere dalmışken, arkamdaki  sürücüler, hayallerimi bölmeye kıyamayıp, bir sonraki ışığı bekleseler.

İşe gitsem. Her sabah tıklım tıklım hasta  olan koridorların bomboş olduğunu görerek şaşırsam. Bir süre sonra, aşık olmuş, heyecandan  bütün gece uyuyamış, yanakları alevden birer top, bir genç kız gelse  mesela pırıl pırıl gözleriyle. Anlatsa… Anlatsa… İçinde çırpınan kuşun kanadından bahsetse. Dinlesem bıkmadan, saatlerce.  Daha sonra bir anne, bebeğinin ilk adımını paylaşmaya gelse ya da… Hepimiz heyecan içinde doğanın bir mucizesine tanık olsak. O bebeğin, minik ve yumuşacık elinden tutup, yürümesine yardım etsek. Mahallenin kadınları “Hiçbir hastalığımız yok. Bir kahvenizi içip, sohbet etmeye  geldik “ deseler… Ağız dolusu kahkahalar taşsa pencerelerden!

İş çıkışı ,denizi görmeye gitsem. Tam da denizi seyrederken sakince, “Sonsuzluk ve Bir Gün” filminin müziklerinden en sevdiğim bölümün çalmaya başladığını fark etsem. Sesin gökyüzünden, uzaklardan geldiğini anlayıp, şaşırsam…Güneş denizden batsa! Yumuşacık bir rüzgar çıksa, yosun kokusu gelse burnuma, gözlerimi kapatsam. Bu arada can dostum arasa mesela… Aylardır beklediğimiz haberi , bir bebeği olacağı müjdesini verse. Gözlerim yaşarsa sevinçten…Yine teyze olsam…

Sevgilim gelse, bir anda… “Hadi gidiyoruz” dese mesela. Elini tutup, “Nereye?” diye bile sormadan, kalkıp gitsem onunla. Yol bizi nereye götürürse dolaşsak. Zaman, mekan, bir yerlere yetişme ve geç kalma sıkıntımız olmasa hiçbir şey adına.Sonra gülsek… Gözlerimizden yaşlar akıncaya kadar gülsek! Neye güldüğümüzü unutacak kadar hatta…”Bu çalan ne?” diye sorsa bana mesela. Onun da müziği duyuyor olmasına şaşırsam ve sevinsem. El ele, sarmaş dolaş  gezen insanlar görsek. Tanımadığımız insanlarla selamlaşsak!

Eve gitsek sonra… Televizyonda haberleri izlemeye başlasak. Ortalama yaşam süresinin uzadığını öğrensek. İşçi ve memurlarla yapılan röportajlarda, bu sene nereye tatile gidecekleri konusunda sorunlar yaşadıklarına dair konuşmalar olsa mesela…Kişi başına düşen milli gelirin, hızla diğer ülkelerin üzerine çıktığını anlatsalar. Bilim ve edebiyat alanında dünya çapında elde ettiğimiz başarılardan bahsedilse. Belgeseller izlesek. Geçmişte savaş , açlık, terör, trafik kazası ve yolsuzluk diye bir şeyler olduğundan bahsedilse. Endişe ve şaşkınlıkla birbirimize baksak. Ürpersek…”İyi ki o zamanlarda yaşamamışız “desek. O sırada, komşudan gelen kahkaha seslerini duysak. “Yine mi eğlence! Her gece her gece olmaz ki canım!” diyerek gülüşsek. O sırada bir dostum arasa “Yav Yeşo ! Arkadaşlarla toplandık. Denize nazır bir balkonda şarkı söylüyorduk Sen geldin aklımıza. Keşke sen de burada olsaydın!” dese mesela…

Sonra…Sonra…Bulutlardan yapılmış yatağıma uzansam. Yumuşacık ve pofuduk olsa. İçinde kaybolsam adeta. Lacivert gökyüzü , üzerime örtü olsa. Hanımeli koksa buram buram. Hemen uykum gelse. Yüzümü yıldızlara dönsem. Bir yıldız kaysa mesela…Bir dilek tutsam… Bunların gerçek olmasını  dilesem…Mesela… Mesela…

 
NOT: Yaklaşık 1 aydır,  tanıdığım ve tanımadıklarımla ilgili o kadar çok üzücü haber aldım ki…Artık , böyle bir gün yaşamak istiyorum kendi adıma. Güzel şeylerden bahsetmek, güzel olaylar duymak… Hayali bile güzel oluyor… Dedim ya ; mesela…