4_little_men_and_the_sun_by_evilxelfBir eve daha veda etme zamanı geldi işte… Toparlanıp, eski püskü battaniyelere sarılmış koltukların, esmer ve terli işçilerin sırtında teker teker odadan çıkarılışını izliyorum sessizce. Onlar bir an önce işlerini yapma telaşında bütün odaları hızla boşaltırken , ben hüzünle karışık bir sükunet içinde , hiçbir ayrıntıyı unutmamak adına evin odalarını geziyorum büyük bir dikkatle. Ne tuhaf! Daha düne kadar mutfağında yemek pişen, salonundaki  televizyonun sesi koridora yayılan , tuvaletinden sifon sesi gelen bu ev , bir anda tarifsiz bir küskünlüğe bürünüverdi adeta…

Bir evi ev yapan ya da o sıcaklığı hissettiren, iki koltuk bir masa mıydı ki, onlar birer birer boşalırken odalardan, buz kesiverdi ortalık? Giden, eşyalarla birlikte anılarımız mıydı yoksa? Asılı tablolardan  geride kalan isli çerçeve izleriyle dolu uçuk mavi duvarı, annemle birlikte boyadığımız günü anımsadım bir anda. Yanaklarımıza  sıçrayan boya damlacıklarına bakıp bakıp gülmüştük durmaksızın. Ne kadar da eğlenmiştik ! İşimiz bittiğinde  karşısına geçip zafer kazanan bir komutan edasında, gururla gülümsemiştik birbirimize. Şimdi ise, özenle yapıştırdığımız lila rengi çiçekli bordür, yıpranmış ve yırtılmış öylece duruyor karşımda; suskun…

Doğum günlerinde ya da yeni yılın gelişini kutlamak için hazırlanan nefis mezelerle donatılmış sofralarımız olurdu salonda. Bütün aile –olabildiğimiz kadarıyla- bir araya gelmeye özen gösterirdik. O kocaman yuvarlak masanın etrafında dizilip, kolkola gülümseyerek bakardık objektiflere. Her fotoğraf çekilişinde içimde tuhaf bir ürperti hissederdim. Bir sonraki fotoğrafta aramızdan birilerinin eksilmesinden korkardım hep; hala da korkuyorum ya… Ama yine de gülümserdim…

Annem, kuzeye bakan , rüzgarda dans eden  lacivert perdeli yatak odasında uyurdu hep. Odada kopan fırtınaya inat öylesine rahattı ki… Sabah, bütün kasları ağrıyarak uyanır; ben de her zaman kızardım… Ama o beni hiç dinlemezdi bu konuda… Gün ışığını sızdırmayan perdelerin loşluğunda yeğenimle koyun koyuna yatardık; bir muzipliğe ortak.  O, küçücük ve yumuşak elleriyle yanaklarımı okşayarak uykuya dalardı sonra; tıpkı küçükken benim anneme yaptığım gibi… Onu doyasıya hatta doymayasıya koklardım; zaman dururdu adeta…Şimdi ise sadece boş, çorak ve ruhsuz bir oda! Ne acı!

Ya yoğun bir trafiğin aktığı caddeye bakan  geniş balkon? Ayağımın kırık olduğu dönemde, anneme “ben dışarı çıkıyorum” diye seslenerek güzel Eylül akşamlarında bir yandan şarap içip, bir yandan da  geçen arabaları izlediğim balkon… Gece ilerleyip de ortalık sessizleştiğinde, kentin yansıyan ışıklarından dolayı görmekte zorlandığım yıldızları izlerdim saatlerce; kendimle… Düşünür; düşünürdüm…

Her ne kadar artık ailemle birlikte yaşamıyor olsam bile, aslında ne kadar da çok zaman geçirdim bu evde de… Her odada her duvarda yıllardır biriktirmiş olduğum anılar karşımda öylece durup, dimdik gözlerimin içine bakıyorlar. Ama ne yazık ki artık onlarla vedalaşma ve gitme zamanı geldi. Bu evi kendi küskünlüğünde bırakıp, yeni konuklarını ağırlamak için heyecan dolu yeni bir eve gidiyoruz. Yeni anılara ve  bizi nelerin beklediğini bilemediğimiz günlere olan yolculuğumuz başlıyor. Yeni bir evle birlikte eskimişliği ardımızda bırakıyor ,  umutlarımızı tazeliyoruz. O fotoğraf karesinde, daha çok uzun yıllar hiç eksilmemek umudu belki de… Kim bilir?