fairy_tale__cinderella_by_randoms_foundlingBir varmış; bir yokmuş… Zamanın birinde küçük bir kız varmış. Bu küçük kız, zirvesi her mevsim karlarla kaplı bilge bir dağın hemen eteğinde, yemyeşil bir ormanın içinde minicik camdan bir evde yaşarmış. Evinin duvarları sarı,bordo, kırmızı mozaik camlarla örülüymüş. Gece çöküp de yatağına uzandığında yıldızlarla konuşabilmek için evinin çatısı yokmuş. O açık çatıdan bazen ay ışığı süzülürmüş içeri, bazen de minik bir kuş…

Bu küçük kız yaşından beklenmeyecek kadar olgunmuş ama bir o kadar da hayal kurmayı severmiş. Bazen evinin yanı başında neşeyle akan derenin soluk yeşil sularına, bazen de her akşam güneş battıktan sonra yaktığı lavanta kokulu mumların titrek alevine dalıp gidermiş. Buram buram lavanta kokusu kaplarmış camdan yapılmış minik evi… Hayaller yükselirmiş gökyüzüne ağır ağır…

Yine bir akşam lavanta kokulu camdan evinde hayallere dalmışken kapısı çalınmış. Şaşırmış küçük kız; çünkü ormanın derinliklerinde pek de konuğa alışkın değilmiş.
“Kimsiniz?” diye seslenmiş tedirgin bir sesle. Cılız bir kadın sesi yanıtlamış onu: “Lütfen kapıyı açın; çok yorgun ve uykusuzuz”. Bir an tereddüt etse de bütün cesaretini toplayarak kapıyı açmış küçük kız… Karşısında yorgunluktan dizleri titreyen üç tane kadın duruyormuş. Hemen küçük cam evine buyur etmiş kadınları; karınlarını doyurmuş evinde olanlarla.

Kadınlar derin bir suskunlukla bitirmişler yemeklerini ve anlatmaya başlamış içlerinden birisi: “Biz çok uzak diyarlardan geldik; denizin ötesinden” demiş. Küçük kızın gözleri iri iri açılmış: “Deniz mi? Çok uzak değil mi orası?” . Kadınlardan bir diğeri yorgun bir sesle konuşmayı sürdürmüş: “Denizden daha da uzaktan geliyoruz biz; kocalarımızı arıyoruz.  Kocalarımız denizcidir bizim; bir gün denize açıldılar ve bir daha da dönmediler. Onları gördün mü? Küçük kız “hayır” anlamında başını iki yana sallamış ve “ Ben hiç görmesem de rüzgar anlatmıştı bana denizi, rengarenk balıkları, denizcilerin öykülerini… Ama ne yazık ki kocalarınızı görmedim”.

Kadınların gözlerinden sessizce yaşlar süzülmeye başlamış. Başlarını gökyüzüne çevirmişler ve  gecenin karanlığında birer mücevher gibi parlayan yıldızlara bakarak aynı anda bir şarkı söylemeye başlamışlar. Küçük kızın şimdiye kadar duyduğu en hüzünlü şarkıymış bu… Daha önce hiç olmadığı kadar yüreğinin acıdığını hissetmiş. Bir süre sonra kadınlar söylemekten, küçük kız da dinlemekten yorgun düşmüşler. Uyku krallığının perileri başlarının üstünde dolaşmaya başladığında, küçük kız onlara sıcak bir banyo ve uyuyabilecekleri birer döşek vermiş.

Sabah uyandığında kadınların gitmek için hazırlandıklarını görmüş. “Gidiyor musunuz?” diye seslenmiş telaşla. Kadınlardan birisi :”Zaman geldi küçüğüm” demiş. Diğeri devam etmiş: “Artık gitmeliyiz”. Üçüncü kadın, zorlu  yolculuklarından dolayı yıpranmış elbisesinin bir kenarı sökülmüş cebinden minik mavi tülden bir kese çıkartmış ve kıza doğru uzatmış: “Bu senin…” . Eline aldığı kesenin yaldızlı düğümünü  aceleyle açmış. Kesenin içinden çıkan, ucunda minik bir sihirli lamba bulunan kolyeye şaşkın şaşkın bakmaya başlamış…

Kadın, gülümseyerek kolyeyi almış; küçük kızın boynuna takmış ve yumuşacık bir sesle konuşmaya başlamış: “ Yaşam bir kum saati gibidir minik kuşum. Her anı değerlidir. Geriye dönüşün olanaksız olduğu bir yolda ilerlersin. Kum saatinin o incecik belinden akıp giden her kum taneciği, dilerim o sıcacık yüreğinde güzel bir an olarak yerini alsın. Eğer başa çıkamayacağın bir durumla karşılaşırsan ya da kendini kötü hissedersen bu minik lambayı avucunun içinde sımsıkı tut ve olacakları bekle… Bu kolye sana şans ve güzelliklerin kapısını açacak… Sen kendi küçük, yüreği kocaman bir kızsın; bunu sakın unutma”. Sonra kadınlar birer birer küçük kıza sarılmışlar ve öperek teşekkür etmişler. Onlar gözden kayboluncaya kadar el sallamış peşleri sıra.

O gece yatağına uzandığında düşünmüş küçük kız… Denizci kocalarını ümitsizce arayan kadınları, her zaman merak ettiği denizi ve ötesini, lavanta kokulu mum ışığının renkli mozaik camlardan ormana yansıyan  büyüsünü, ona güzellikler ülkesinin kapılarını hep açık tutacak olan boynundaki sihirli kolyeyi…  Gece ilerlediğinde, uyku perileri yavaşça gelip küçük kızın omuzlarına konmuşlar . Gökyüzünden yıldız tozları küçük kızın üzerine usul usul yağıyormuş. Ayışığı, yanağına minicik bir “iyi geceler” öpücüğü kondurmuş. Küçük kız uykusunda gülümsemiş…

Ama bu masal hiç bitmemiş…