aydan-dogum-014Gece ağır ağır ilerleyip, yerini yenice ağaran güne bırakıyor. Göz kapaklarımın bana daha önce hiç bu kadar ağır geldiğini hatırlamıyorum. Yorgunum ama mutluyum. Heyecanlı bir maratonun bitiş noktasını geçtik bugün hep birlikte. Bir kanepeye eğreti bir şekilde uzanmış, öylece sana bakıyorum. Çünkü sen , yüzünde dünyaya  yeni gelen her  insana özgü o masum ifadenle uyuyorsun. Annen, ne kadar ağrısı sızısı da olsa heyecandan bütün gece gözünü kırpmamış ve sabahın serin koynunda dinlenmekte şimdi. Odadaki huzuru sanki elimi uzatsam  dokunuverecekmişim gibi hissediyorum bütün benliğimle…

 

Ahh be bebişim iyi ki geldin! Biz seni çok uzun zamandır bekliyorduk; sen bilmezsin. Hatta sen daha annenin içinde yeşermeye başlamadan  çok öncesinden çağırıyorduk seni özlemle. Neye benzeyeceğini, beraber neler yapacağımızı konuşuyorduk heyecanla ve biraz da birbirimize belli etmemeye çalıştığımız bir tedirginlikle. Korkuyorduk evet… Öyle ya; bizim sana seslenişimizi duymayabilirdin de… Ya da gelmek isteyip gelmeye gücün yetmezdi; kim bilir?

 

Hayat çok ilginç biliyor musun köfte dudaklım? Sen benim yazılarımda bile vardın aslında. 05/06/2007 tarihinde bir yazı yazmıştım; “Mesela” diye… Bak orada nasıl söz etmiştim senden:

 

İş çıkışı ,denizi görmeye gitsem. Tam da denizi seyrederken sakince, “Sonsuzluk ve Bir Gün” filminin müziklerinden en sevdiğim bölümün çalmaya başladığını fark etsem. Sesin gökyüzünden, uzaklardan geldiğini anlayıp, şaşırsam…Güneş denizden batsa! Yumuşacık bir rüzgar çıksa, yosun kokusu gelse burnuma, gözlerimi kapatsam. Bu arada can dostum arasa mesela… Aylardır beklediğimiz haberi , bir bebeği olacağı müjdesini verse. Gözlerim yaşarsa sevinçten…Yine teyze olsam…”

 

Asıl bir yazım daha var; hala düşündükçe şaşırıyorum bu tesadüfe. “Bir Mahkumun Günlüğü”nde senin gibi bir bebeğin o zorunlu ama gerekli hapis  günlerini anlatmıştım. Orada doğan bebek kız idi; tamam bu konuda isabetli bir tahminde bulunamamışım ama doğum tarihine dikkatini çekmek isterim. Benim hayali bebeğim 02  Ekim 2007 de doğdu,  sen de  3 Ekim 2008’de… Büyüyüp de okumayı öğrendiğinde gerisini kendin okursun artık. Yani sözün özü; geleceğini biliyordum; bir gün mutlaka!

 

Hayata tutunma çabasıyla attığın o ilk çığlığı ömrümün sonuna kadar unutmayacağım. Savunmasız ve üşümüş bedeninin, annenin dizlerinin üzerine yatırılışını, ısıtılmış örtülerle sarılıp sarmalanışını, annenin memesine beceriksizce sarışını… Nasıl doğduğunu sana bir gün tatlı bir masalmışçasına anlatırken, gözünde daha kolay  canlandırabilmen için bol bol fotoğraf çektim senin için. Ameliyat masasında seni gözyaşları içinde heyecanla bekleyen annenin, onun elini şefkatle tutup güç veren babanın, göbek kordonunu kesen doktorunun, zıbınını giydiren ebenin fotoğrafını, titreyen ellerine söz geçirmeye çalışarak çeken, yüzü maskeli yeşilli kırmızılı çiçekli boneli kadın bendim yavru kuşum. Son anda fark ettim ki ikimizin hiç birlikte fotoğrafı yok; onu da baban çekti iyi ki!

 

Bundan sonra neler mi olacak? Sen büyüyeceksin bizim takvim yapraklarımız hızla eksilirken… Öğrenmek hiçbir zaman bitmeyecek; hepimiz için. Bazen senin enerjine ayak uyduramasak da oyun oynama heveslerindeyken, bizimle olmadığın zamanları           –geçmişi- anlatacağız sana; geleceği düşleyeceğiz birlikte en umutlu halimizle. Sen benim için her zaman en güzel Deniz olacaksın… Daima dingin, engin ve özgür… Yolun ve bahtın açık olsun oğluşum!